Des vers qui coulent de mon cœur...
Bir sabah göğün göğsünde uyandım,
Kolum uyuşmuş bir gece bulutunun altında.
Göçmen kuşlar akıyor uzaklara,
Kanatlarında geç kalınmış mevsimler,
Bedenim, bir takanın kırık parçası gibi
savruluyor ufuksuz boşluğa.
Göğsümde tuz kokulu bir yorgunluk,
batmamaya çalışan son insanım ben.
Görüyorsun, bu gidişle yaz gelmeyecek
Mavi, bir görünüp bir küsüyor
Ürperiyormusun göğün çatık kaşlarından?
İsmin çatımın çatlaklarından kalemime dökülüyor.
Mevsimin en rutubetli günleriydi,
Cebimdeki son anılar pas tutuyor.
Zihnimin dipsiz uçurumlarından
Paraşütsüz atlıyordum,
Hatırlıyorum da, yirmimin ilk zamanlarıydı;
Beni o ayaz göğsüne bastığın günler...
Hiç hesapta yoktu seni böyle özlemek,
Sahi, nereden düştün şimdi aklıma?
Yağmurdan mıdır yoksa öyle mi hissediyorum,
Bilmiyorum; ama bir kokusu bile var artık sensizliğin...
Hasretle içime çeksem de, genzimi yakan o hüzün geçmiyor.
Yollasan bir meltem, gelmez mi kokun?
Etrafın yine mi badem çiçekleri?
Açtı mı dağlarında boynuzgelincik,
Akıyor mu eski gücüyle Fırat?
Sadakat, çift pullu bir zarfla
Yola çıktı çok uzaklara...
Yüzüme karşı tebliğ edildi
Kadını Koruma Kanunu’nun bilmem kaçıncı maddesi.
Güle zarar verir mi arı
İçmek için özünden
Kırılır mı genç bir kız
Bu cahilin sözünden
Siner mi içine böyle çekip gitmek
Güneşi arkana alıp bir akşamüstü
Suspus olmuş bir enkaz bırakıp
Öylece çekip gitmek bir akşamüstü
23 ümde seni sevdim
24 ümde sigaraya başladım
25 imde ölmeyi düşündüm
Bana daha ne katabilirsinki?
ne güzel kızdın sen asya
annen baban kavuşamamış olsada
bir hayalle yoğruldun güzel kızım
güneş tenin gözlerin zigana